vidanjör lazımsa:
vidanjorumvar[at]gmail.com
Catching Elephant is a theme by Andy Taylor
Neden artık dergi okurken asabım bozuluyor Vol I.
Yerli malı dergilere artık bakamıyorum.
Çakma konular, rezalet tasarımlar midemi bulandırıyor. Mesleki deformasyon da olabilir ama yukarıdaki yazıya zannımca dergicilikle alakası olmayanınız bile kıçıyla gülecektir. Çok afedersiniz.
Şimdi bu yazı InStyle adlı leşo tasarımlı derginin Temmuz sayısından scan’lendi. Didem Soydan kimin nesi kimin fesi zerre kadar fikrim yok (az sonra ekşisözlük’ten falan aratmak suretiyle öğrenmeyi planlıyorum).
Geleyim sadede. Bu anlattığı hikayenin gerçek olduğuna ben inanmıyorum abi. Dünyada böyle bir tanışma modeli (hele şu İstanbul’da) yok. Anca romantik komedilerde olur böyle şeyler, haksız mıyım?
Bence bu karı şizofren, Sex and the City özentisi bir evrende yaşıyor hayallerinde. Hayalindeki manitayla tanışma fantezisi falan bu anlattığı da.
Ya da tüm bu hikayeyi editörler bir sabaha karşı dergiyi bitirmeye çalışırken münasip yerlerinden uydurdular.
“Sonrasını anlatmayacağım” demiş bir de. Porno sosu eklemiş öyküye.
WTF?
Istancool diye bir etkinlik var bu hafta sonu (1-2-3-4 Temmuz) duyan duymuştur. Bu etkinlik kapsamında bugün Vogue Türkiye Genel Yayın Yönetmeni Seda Domaniç‘in host ettiği bir öğlen yemeği olayı vardı İstanbul Modern’de. Domaniç’i yukarıda görüyorsunuz, sağda. Buraya kadar her şey normal.
Gelelim Istancool’un PR’ını yapanların ve zincirleme olarak Vogue Türkiye’nin official twitter account’undan tweet eden şahsiyetin (kim olduğunu da biliyorum afedersiniz ama isim vermicem çünkü temiz kalpli bir insanım, zaten PR’cıların suçu büyük ihtimalle bahsedeceğim olay twitter guy’ın değil) gözümde yerin dibine geçtiği noktaya.
Şimdi olay şu: Tüm gezegene mal olmuş iki dergiden mühim şahsiyetler de Istancool kapsamında İstanbul’da. Biri koskoca Wallpaper dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Tony Chambers, öteki Time Out London’ın kurucusu Tony Elliott.
Ulan hayvan gibi event düzenliyorsunuz ama basın bültenlerinizde Tony Elliott Wallpaper’danmış gibi yazıyorsunuz (doğrusu Time Out’tan olcaktı). Onu düzellttiniz sonra PR’cılar aferin. Ama Vogue Türkiye tweet’çisi yukarıdaki resmi çekmiş, bu arada twitter’dan canlı yayında kendisi, İstanbul Modern’den bildiriyor. Sonra resmin altına Seda Domaniç ve Wallpaper’ın Genel Yayın Yönetmeni Tony Elliott yazmış. Höst derler adama. Bi halt yiyosunuz bari elinize yüzünüze bulaştırmayın.Twitter guy büyük ihtimalle elindeki bültenden filan baktı, “hmm neymiş bu Wallpaper’dan gelen adam, hah Tony Elliott yazıyo” demiş. Çünkü dikkatli PR’cılar böyle yazmış bültene. Twitter guy n’apsın?
Neyse, yukarıdaki adam Tony Elliott değil abi.
Wallpaper dergisinin editor in chief’i evet kendisi oraya kadar doğru, ama adı Tony Elliott değil Tony Chambers.
İsim benzerliği filan anlamam. Olmadı Istancool PR’cıları, olmadı Vogue Türkiye twitter’cısı.
Biraz karışık anlattım galiba, iki kere okuyun anlarsınız.
PS: Ayrıca yine şu official Istancool sitesinde The Misshapes cumartesi gecesi İstanbul Modern’de çalıyor gibi yazmışsınız ama Otto Santral’deymiş, demin öğrendik. Aferin, bir PR yapamadınız be. Yalan yanlış bilgi. Hayret bir şey.
Sinirden tüylerimi diken diken eden bir kadın kendisi. Tepeye koymak için görsel ararken bile ikinci sayfanın ötesine geçemedim nefretim o derece büyük. Şapkaya gel… Rezil kepaze kadın. Sesinden sıfatına, duruşundan şarkılarına kadar bir kavram olarak zerre haz etmiyorum Celine Dion’dan. Hele şu habire kısıp durduğu gözleri, bol bulmuş da ne yapacağını şaşırmış gibi yıllardır o rimele doyamayışı, ağlak ağlak şarkı söyleyişi… Ucunda bilet parası ve hapis cezası olmasa bizzat gidip haddini bildiricem ama yapamıyorum. Kendisine telefon edip “allah belanı versin geberirsin işallah” bile diyemiyorum şöyle ağız dolusu, şan şöhret böyle bir şey işte.
Bir de bunun o iğrenç şarkıları söylerken yaptığı bir boyun hareketi vardır yutkunarak yana eğer o sivri kafasını. Biri kalkıp çivi gibi çakıverse yere o kafayı bir gün nasıl rahatlıycam anlatamam.
Dikkatimi çekiyor, Efes Pilsen geçen yazdan beri biranın içine bir şeyler katma derdinde. Nereye partiye gitsem tuhaf kokteyllerin gazlandığını görüyorum. Bir kere kendilerinin tadına bakma cesaretini gösterip yanılmadığımı anladıktan sonra uzak durmaya devam ettim. Biranın içinde kolanın gazozun ne işi var allasen.
Biz birayı bira olduğu için seviyor ve içiyoruz. Canımız gazoz istese zaten bakkala gideriz, aklın yolu bir. Çok matah bir şey keşfetmiş gibi isim koymuş bi de bunlara, “ben bir kokteyl keşfettim galiba” demiş.
Sevgili Efes yapma etme, o bardaklara konan meşrubatlara, bastırdığın bira kokteylleri broşürlerine, sayfanın yarısının boş kalışına yazık. 33’lük birayı 50’liğe evirme teknikleri bunlar. Pardon 48.
Buradan albümde emeği geçen herkese sesleniyorum: 4 kişi mi 5 kişi mi ne grup elemanısınız bunun daha prodüktörü var tasarımcısı var eşi dostu var. Albüm kapağına koymak için bula bula soğan mı buldunuz?
Soğan ne be?
“Abi kapağı n’apalım?” “İyisi mi soğan koyalım.”
Sağ elimde soğan sol elimde sarımsak. Saçmalığın bu kadarı artık. Bi de soğan patlıyor. Sağdan soldan ışıklar bi parlamalar, soğan rengini paint’te color pick’le belirleyip albüm adını o renkte yazmalar falan… Bu iş böyle yerli malı haftası kafasıyla yapılmıyor arkadaşlar. Rica ediyorum kendileri “Neden soğan?” sorusuna ne cevap veriyor bilen varsa bize mail atsın.
10 üzerinden 3 veriyorum o da her yemeğe ayrı bir tat katan soğanın kendisine olan saygımdan.
40 yılın başında bir tatile çıkıyoruz; deniz kenarı, güneş falan yararlanalım diyoruz, yolda yürürken elimize böyle bir şey tutuşturuyorlar. Buca FM’in BBC6’mişçesine yüceltildiği bu flyer’ımız Word reklamından beter! Buca FM’in bizim diskodan canlı yayına bağlanmasının haklı gururuyla DJ Atakan ve Egemen‘i gözlerinden öpüyor tasarımcıya kullandığı 8 farklı fontun hatrına 10 üzerinden 8 veriyoruz.
PS: Yumurtaya can veren yüce rabbim o nasıl bir DİSCO yazıştır.